30 Nisan 2007

Kırgınlıklar olmasa...

Arkadaşlık, dostluk güzel de bir de şu kırgınlıklar olmasa daha güzel olacak. Severiz, sayarız ama gel gör ki zaman gelir kırılır, darılırız. Darılıp kırılan kendini de üzer karşısındakini ama kırılmıştır darılmasam olmaz der. Oysa gerekli midir kırılıp darılmak her zaman, her seferinde tekrar ve tekrar. Niye bazen sevgilinin sevgiliye ettiğini, karı koca etmez birbirine. Aşk vardır, tutku vardır ama niyedir bu alınganlık ve kolay kırılganlık? Daha mı sıkı bağlıdır birbirine tutkudan ve aşktan nasibini almış karı koca? Anlamam ben.

Ben düzümdür, kırılırım ama çabuk unutur kin tutamam. Bir arkadaşımın doğum günümü unutmasına aldırmam ve bundandır ki arkadaşlarımın doğum günlerini de unuturum. İkili ilişkilerde kötüyümdür çünkü iyi dilek dileyemem ya da kötü bir durumda teselli veremem. Kendim gibi bilirim karşımdakini çünkü. Ben beklemem ya, ne iyi dilek ne teselli ondan olsa gerek “ihtiyaç” oluşturmaz bu durum benim için. İşte bundandır ki bu kırmaz, kızdırmaz beni. Kırmaz beni, darılmam hiç kimseye. Bana niye hoş geldin demedi diye ya da geçmiş olsun demedi diye.
Önemli değildir bu benim için çünkü arkadaşımdır, akrabamdır, dostumdur “o”. Niye kızayım, niye küseyim, niye darılayım ki ona? O sevdiğim insandır. Beni kıran onun bana sevgisizliği olmalıdır ama bir iyi dilek dilemeyiş, bir baş sağlılığı ziyaretine gelmeyiş kadar ince midir ki aramızdaki bağ. Bir "çok yaşa" demediğinde çıt diye kırılacak kadar sakat mıdır ki ilişkimizin temeli. Olmamalı, bu sevgi bu kadar ucuza gitmemeli.

Gidiyor ama istesem de istemesem de. Kırılıyor direkler, kopuyor ipler hiç ummadığım anlarda. Üzülüyorum ama söyleyecek söz de bulamıyorum. İşte öyle zamanlarda alıp başımı gidiyorum uzaklara. Sonra da vefasızlıkla suçlanıp yeni kırgınlıklar kazanıyorum. Derdim, kederim katmerleşiyor çöküyorum. Kalıveriyorum ıssızlığın ortasında.

27 Nisan 2007

Çizgi Çeviri

Çeviri eserler daha ilkokul yıllarında tanıştığımız eserlerdir. Birileri alır ve tek kelime bilmediğimiz bir dilde yazılan metinleri bizim dilimize çevirir. Tek kelimesini okuyamayacağımız bir metni okunur hale getirir bizim için. Aynı metnin orijinal hali çevirisinin yanına konsa her iki metnin de aynı şeyi anlattığını anlayamayız. İşte bence bu sebeple çeviri büyü ile ilintili gibi gelmiştir bana ilk Örümcek Adam cildimi aldığım ilkokul yıllarımda.


Daha çok ABD kaynaklı çizgi romanlara yakınlık duyan ben sahip olduğum tarzanca İngilizce sayesinde az çok Spider-Man, Spawn, X-Men okuyabilsem de daha çok dilimize çevrilmiş dergileri tercih ediyorum. Bir süredir ise okuduğum dergilerde pek maharetli bir büyücü ile karşı karşıyayım. İlk kez adını 15 Mayıs 2002 tarihli Arka Bahçe Yayıncılığın yayımladığı Spider-Man dergisinin “Çeviri” yapan kişinin adının bulunduğu yerde gördüğümde kendisiyle bu kadar sık karşılaşacağımı bilmiyordum. Başlangıçta Spider-Man (Örümcek-Adam)’de karşıma çıkan bu isim daha sonra aynı yayınevinin X-Men, Ultimate X-Men, Daredevil, Ultimate Spider-Man, Wolverine Klasik Seri ve hatta daha sonraları İthaki Yayınevi’nin HellBoy isimli çizgi roman ciltlerinde de karşıma çıkmaya başladı. Koray’ın ne zaman çeviri ile uğraşmaya başladığını bilmiyorum ama kendisi elbet biliyordur. Koray ne zamandır çeviri işi ile uğraşıyorsun? “Yanıtı zaten verdin, üniversitede ödev hazırlarken yaptığım çevirileri ve birkaç serbest denemeyi saymazsak 2002 yılında başladım diyebiliriz. ” peki çizgi roman çevrisi yapmaya ne zaman başladın, bu işe başlaman nasıl oldu? “Arkabahçe Yayıncılık’la tanışıklığım sayesinde oldu. Yayınlanacak yeni dergiler ve romanlar için çevirmene ihtiyaç vardı. Bir çizgi roman delisi olarak çizgi roman çevirisi yapmak istedim.” Saydığım dergiler haricinde hangi dergileri çevirdin? “X-Men Klasik Seri, Hulk, yeni bir formatla yayınlanan Wolverine, Batman ve Punisher (İnfazcı). Bir de yine Arkabahçe’den çıkan film özel sayıları ve Hulk: Banner gibi tek sayılar var.


Çevirdiğin dergiler genellikle aylık dönemde yayımlanan dergilerdi –gerçi artık yayın periyotları daha uzun sürelere yayılmış durumda- ve belirli bir sürede çeviriyi bitirmek gerekiyordu; hiç bu konuda sıkıştığın zamanlar oldu mu? “Tabii ki. Başlangıçta yüksek lisans ve normal işin yanında çeviriyi ek iş olarak yapıyordum. Bu bir miktar sıkışıklık yaratıyordu. Bazen de normal periyodun dışında dergiler çıkabiliyordu, film özel sayıları gibi. Bu yüzden sıkışılıyor tabii. ” Peki şu anki durum nasıl? “Şu anda biraz daha rahatım diyebilirim. Çeviri ve editörlük ilk işim haline geldi, ancak biraz maymun iştahlıyım; birkaç sorumluluk aldığım ve bu yüzden sıkıştığım oluyor.


Çevirdiğin dergiler arasında hiç daha önceden orijinalini okumadığın dergiler var mıydı? “Tek tek sayılardan söz ediyorsan, Ultimate serisinin ilk sayıları, Daredevil’in “Uyan” ve İnfazcı’nın “Hoşgeldin Frank” maceraları dışında neredeyse hiçbir dergiyi çeviri için elime geçmeden önce okumamıştım. Ama karakterlerden söz ediyorsan, çeviriye başladıktan sonra tanıştığım tek karakter Hellboy.” Bu işi profesyonel olarak yaptığından ele aldığın tüm eserleri aynı titizlikle Türkçe’ye çeviriyorsun, peki çeviri sürecinde gerek metnin çevrilmeye daha müsait olması gerekse hikâyenin hoşuna gitmesi dolayısıyla çevirirken diğerlerine göre daha çok zevk aldığın dergiler oludu mu? “Sevdiğim yazarların öyküleri doğal olarak daha zevkli geliyor. Zaten güzel hikâye ve sevilen yazar kavramları kişiye göre değişen ve genelde paralellik gösteren unsurlar. Bu yüzden çevirdiğim dergiler içinde Daredevil, Örümcek Adam ve Ultimate Spider-Man’in yeri ayrı. Bir de içinde kelime oyunlarının olduğu metinler hoşuma gidiyor, bire bir çevirmek neredeyse olanaksız olduğu için bir tür sınav gibi geliyor. Özellikle Örümcek Adam’ı bu yüzden seviyorum. Argonun hâkim olduğu öyküler -örneğin İnfazcı- yine bire bir çevirmenin imkânsızlığından dolayı belli oranda özgürlük –biraz da deşarj olma- duygusu veriyor.” Peki, asıl metinden uzaklaştığın bu tür durumlarda metnin asıl kurgusundan uzaklaşmadan ama kendince bir metin mi yazıyorsun yoksa tamamen özgün orijinaliyle alakasız bir metin de hazırlayabiliyor musun? "Asıl metinden tam olarak uzaklaşma gibi bir şey tabii ki olamaz. Serbestlik, öykünün ve karakterlerin izin verdiği kadarıyla sınırlı."


Bir çizgi romanı metni olmadan da kısmen okumak mümkün olabiliyor. Tabi bu okuma sırasında insan anlatılandan çok daha farklı okumalar da yapabiliyor. Sonuçta çizgi roman metin ve yazı eşliğinde ilerleyen bir anlatı türüdür. Gerçi metnin kullanılmadığı çizgi romanlar da mevcut. Yine de çizgi romanlar ağırlıklı olarak metin ve resmin bir bütün olduğu eserler. Peki, resimlerin metnin çevrilmesinde ne gibi bir etkisi var? “Adı üstünde, çizgi roman iki anlatım yöntemini birleştiriyor. İki öğenin de öykü anlatımında belli oranda rolü var. Bu oran, zaman içinde değişime uğrayabiliyor. Örneğin yetmişli yıllardaki bir Marvel ya da DC dergisine baktığında, yazının çok daha büyük rol oynadığını görürsün. Karakterlerin düşüncelerini aktaran, olay anlatımını üstlenen, hatta kahramanların yaptıkları hareketleri anlattıkları balonlar, neredeyse resme gerek bırakmayacak yoğunluktadır. Ama bugünkü dergilere baktığında, saydığım balonların görevi çizimlere yüklenmiştir. Karakterin duyguları yüzünden okunur, güçleri ya da özellikleri öykünün içinde anlatılır. Bu yüzden, özellikle yeni dergilerde metin, çizim olmadan eksik kalıyor. Diyelim ki bir arkadaşından okkalı bir küfür yedin, bu küfrü kızdığı için mi, yoksa bir takdir sözü olarak mı –öyle bir alışkanlığımız vardır ya- ettiğini anında anlamak için ses tonuna ve yüz ifadesine dikkat edersin. Çizgi romanda ses tonunun duygu belirtmesi söz konusu olmadığına göre, resme bakmak gerekir. ” Bir metin çevirirken genellikle bir alan sınırını yok gibidir değil mi? Normal metinlerde yok fakat söz konusu çizgi roman olduğunda metnin konuşma balonları içerisine yerleştirilmesi gerekir ki bu balonlara rastgele değil eşlik ettiği resme uygun metinler gelmelidir. Bunu ayarlamak zor oluyor mu? “Doğru metnin doğru balona gelmesi sorun değil, balonları numalandırarak ve yerleşim sonrası kontrol ederek halledilir. Ama çevrilen metnin orijinal metinden uzun olması durumunda sorun yaşanabiliyor. Balonlara sığmayan yazıdan sözcük atmak anlamı, balonların büyütülmesi resmi, yazı fontunun küçültülmesi gözü, bu durumla karşılaşmak da moralimizi bozuyor.” Peki bu konuda hatırladığın çok çok zorlandığın bir sayı ya da cilt var mı? “X-Men sayıları sorun yaratmıştı. Bazı balonlar sığmayabiliyordu."


Koray’ın çevirdiği pek çok dergi yanında okuduğu pek çok dergi de var. Tabi bunların çoğu Türkçe çevirileri yayımlanan dergiler değil. Zaten yayımlanan çok fazla Türkçe dergi de yok, çevirdiğin dergileri haricinde hangi dergileri okuyorsun “Türkçe dergilerden Ken Parker, Büyülü Rüzgâr, Nathan Never ve Corto Maltese’i takip ediyorum. Yabancı dergilerden –çevirdiklerim dışında- tek sayı olarak sadece Warren Ellis’in ‘Planetary’sini takip ediyorum. Cilt olarak, Ultimate Spider-Man yazarı Brian Michael Bendis’in yazdığı ‘Alias’ ve ‘Powers’ ve Ed Brubaker’ la Greg Rucka’nın yazdığı Gotham Central’ı var; Alias Marvel Evreni’nde süper kahraman eskisi bir kadın dedektifi, Powers da süper kahramanların cirit attığı bir şehirde polislik yapan eski bir kostümlüyü anlatıyor. Aynı gibi görünseler de, oldukça farklılar. Gotham Central’da da benzer şekilde polisler başrolde, ama bu kez mekân Batman’in şehri. Polisiye meraklısıyım, bu yüzden okuduklarım da genellikle o yönde şeyler. Bir de Alan Moore’un yazdıklarını kaçırmamaya çalışıyorum. ” bu dergiler içerisinde Türkçe olarak yayımlanacak olsa mutlaka çevirisini yapmak isteyeceklerin hangileri olur? “İstisnasız hepsi. Özellikle Planetary.” Bu dergilerde hikaye haricinde özellikle sevdiğin bir karakter var mı? "Alias’ın baş karakteri Jessica Jones ve Planetary’nin Elijah Snow’u. Jessica Jones herhangi bir şey hissetmek uğruna tek gecelik ilişkilere giren, zaafları olan, gerçekçi bir karakter. Snow ise bir “serin duruş” abidesi. Yalnızca kişiliği değil, güçleri de öyle. Isıyı kontrol edebiliyor. Kuru gürültüye pabuç bırakmıyor. Tam bir ihtiyar kurt!"


Ben okuduğum dergilerin neredeyse tamamını Türkçe çevirisinden okuyorum. Türkçe yayımlanan dergileri takip eden çoğunluğun da durumu pek farklı olmasa gerek. Bu sebeple Türkçe’ye çevrilmiş Çizgi romanları takip edenlerin çeviri metnine bakışlarıyla İngilizce metni okuyanların bakışı daha farklı oluyor. Gerçi bu bakış farklılığı derginini baskı kalitesi, fiyatı ve boyutu gibi konularda da ortaya çıkıyor. Sonuçta elinde okumuş olduğu orijinal dergiyi bulunduran bir okur ister istemez Türkçe çeviriyi okuduğu metinle karşılaştırıyor/kıyaslıyor, oysa metin ile ilk kez karşılaşan okuyucu metni kendi içerisinde ya da daha önce yayımlanmış aynı seriye ait dergilerde bulunan metinlerle karşılaştırıyor. Böyle olunca da kelimeler, isimler, karakterlerin kullandığı kelimeler konusunda tutarlı bir yapı oluşturmak gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında aylarca yayımı devam eden bir çizgi roman dergisinde çeviri açısından aynı kıvamı tutturmak tek parça bir kitabı ya da bir metni çevirmekten daha zor olabiliyor mu? “Bir bakıma. Tabii ki çizgi roman, bir romana ya da tek parça metne göre daha kolay görünüyor. Her şeyden önce, tasvirler en az düzeyde. Ancak çizgi romanlar genellikle diyalog ağırlıklı. Bu yüzden konuşma diline yatkın olmak gerekiyor. Tek parça metinde tutarlılığı sağlamak çok daha kolaydır. Çizgi roman dergileri ise genellikle otuz kırk yıllık geçmişi olan karakterleri konu alıyor ve sürekli eski maceralara referans verebiliyor; bu nedenle çevirdiğin derginin geçmişi hakkında bilgi sahibi olmakta yarar var. Aksi halde birkaç ay önceki sayıyla bile uyuşmama tehlikesi mevcut. Çeviride orijinal metnin korunması, aynı zamanda da çevrilen dile ve kültüre uyarlanması konusu, çizgi roman çevirisinde daha da önemli; çizgi romanlar çoğunlukla konuşma ağzıyla yazıldığı için deyimler ve argo daha yoğun. "


Peki, bu durumun sağladığı kolaylıklar var mı? "Elbette, her şeyden önce resmin anlatımı tamamlaması kolaylık sağlıyor. Yani her şeyi metinde anlatmak zorunda değilsiniz. Çizimde bir bıçak görünüyorsa “ucundaki zehir” dediğinizde insanlar ne kastettiğinizi anlıyor. Yani tasviri kolaylaştırıyor. "


Her ne kadar çevirmenlerin pek adı sanı bilinmese de ülkemizde –en azından pek çoğunun- yaptıkları işin önemini bilen ve onların farkında olanlar da var. Tabi farkında olunmak beraberinde eleştirilmeyi de gündeme getiriyor. Yaptığın çeviriler dolayısıyla aldığın eleştiriler iyi yönde olanlar ve kötü yönde olanlar şeklinde gruplayıp tartsan hangisi daha ağır gelir?"İki türde de eleştiri geliyor. Genellikle iyi yönde diyebilirim. Zaten kötü yöndeki eleştiriler genellikle yazım hatalarından ya da orijnalini okuyabilen ve İngilizcesine alışmış insanların “yahu o karakterin adını neden Türkçeleştirdin” tarzı yakınmalardan oluşuyor." Peki, aldığın eleştiriler kötü yönde de olsa iyi yönde de olsa çevirmenlerin pek dikkate alınmadığı bir ortamda hoşuna gidiyor mu? "Eh, yaptığı işin görüldüğünü bilmek herkesin hoşuna gider."


Koray Özbudak bu sohbetimiz sonrasında çevrilecek dergilerinin yer aldığı kulesine dönerken ben şimdiden yapacağı yeni büyüler için sabırsızlanmaktayım. Çevirmenlerin adlarının çeviri eserlerin iç kapaklarında dahi geçmeyebildiği ya da 6 puntoyla yazılabildiği bu ülkede, çevirmen olmak hele de çok fazla satmayan eserleri çevirmek oldukça zor olsa gerek. Yine de kendi içinde sıcak bir ortama sahip olan çizgi roman severlerin çevirmenlere ilgi gösterdiğini biliyorum. Ola ki aralarında ilgi göstermeyenler varsa onları da çevirmenlere daha fazla ilgi göstermeye çağırıyorum.

06 Nisan 2007

Çizgi Roman biriktirmek için...

Bir çizgi romanı okuyup bir kenara bırakmak kolaydır bazen. Bazen ise çok zordur. Bir kenara bırakılan çizgi roman dergisi/cildi o bırakılan kenarda bir bekleyiş içerisine girer.

Tekrar ne zaman ele alınıp okunacağını ya da inceleneceğini merak eder. Onu o kenara bırakan kişi bazen hiç içini karıştırmadan sadece kapağına bakmak için o kenardan alır; bir köşeye koyar onu. Çizgi roman tekrar ele alınmayı beklemeye başlar sabırla.

İyi de niye bunu bekler? Bekler çünkü onu o köşeye bırakan kişi okuyacağı bir sonraki ya da sonraki sayılardan/ciltlerden birinde geçen bir konuşma yüzünden, aktarılan bir olay yüzünden o bir köşeye bırakılan sayıyı/cildi inceleme isteği duyar ya da o kişi bir tanıdığına, yeni tanıştığı/tanışacağı birine o cildi göstermek için alır çizgi romanı bulunduğu köşeden. Bazen bir poşetin içerisinde, bir kutunun içerisinde saklamak için alır ya da kapağını bir tarayıcı yardımıyla tarayıp arkadaşına göndermek için alır. Bazen de ...

Çizgi romanın durduğu o köşe daha önce durduğu kenara da benzer. Yanında ya devamı ya da öncesinde yayınlanan kardeşleri vardır ya da bambaşka çizgi romanlar vardır. Vardır çünkü onu okuyan kişi -ama okumakla kalmayıp saklayan kişi- belli ki çizgi romanın saklanması gerektiği düşünen bir kişidir. Diğer kişiler gibi okuyup altlık olarak kullanmamıştır onu. O halde saklayacağı başka çizgi romanlarda olmalıdır.

Bu köşede o kenar gibi çizgi romanlarla dolar genellikle. O köşeye sürekli yeni dergiler ve ciltler gelir ve sonra o köşe, bu kenar ve diğer köşe artık dergi/cilt konulamaz hale gelir. Doludurlar artık ve yeni çizgi romanlara yer yoktur o köşede, o kenarda ve diğer köşede. Eh, o halde artık boşaltılmalıdır o köşe. Dergilerin konulması için bir yer bulunmalıdır. İyi de yeni gelen dergiler için mi bir yer aramalı yoksa eski dergilerin yerine yeni dergileri koyup eski dergiler için mi bir yer aranmalıdır? Cevap nedense çoğunlukla yenilerin aleyhine olur çünkü daha çabuk ulaşılacak bir yerde olmaları istenir. Aranacak yer eski olanları saklamak içindir.

İş bu ya gün gelir eski, onca zaman bekleyen, saklana dergi için konulacak yer bulunamaz. Kişi dostlarından, komşularından, akrabalarından yardım ister. Dergilerini/ciltlerini saklayacağı yerler arar. Böyle zamanlarda yayını durdurulmuş dergilerini eşe dosta vermeyi ya da satıp elden çıkarmayı düşünür. Eğer onları koyacak yer bulamazsa genellikle bu yola başvurur.

Böylece uzun süre o köşede duran çizgi roman yerine "yenibaşka" bir çizgi roman koyularak beklediği yerden alınıp, onu oraya bırakan kişice son kez şöyle bir karıştırılır ya da uzun uzun incelenir, belki de sadece kapağına şöyle bir bakılıp satılacağı kişinin ellerine teslim edilir.
Bu son pek de kötü olmayan, kısmen kötü bir sondur. Asıl kötü son "gözden asla çıkaramam" diye düşünülen çizgi romanların gözden çıkarılmasıyla yaşanır. Bu bazıları için bir annenin eş tuttuğu pek çok evladından birini feda etmesi gibidir. Çırpınır, sağa sola koşar, her kapıyı çalar, deneyebileceği bütün yolları dener ama sonuç alamaz ve istemeye istemeye feda eder onları.

Sonra bir iki gün ya da bir iki ay uyuyamaz ya da yeni bir çizgi roman alır okumaya başlar. ;)